BİZ KİM MİYİZ ?


Bu makale 2015-01-08 00:11:04 eklenmiş ve 4050 kez görüntülenmiştir.
İlhan KILIÇ

 

Sigara Kızılderililerin, puro İspanyolların, kâğıt Çinlilerin, matbaa Almaların buluşu.

Karyola Yakındoğu'dan, yorgan ile pijama Hindistan'dan, elbise Ortaasya'dan gelme. 

Sabun Gaul'lerin, ayakkabı Mısırlıların, kravat Hırvatların eseri. 

Şemsiye ilk Güney Asya'da, şapka Asya bozkırlarında, bozuk para Lidya'da, yemek tabakları Çin'dekullanıldı.

Çatal İtalyanlarda, kaşık eski Roma'da, şeker gene Hindistan'da ortaya çıktı.Bu iftihar listesinde biz yok muyuz? 

Varız elbet. Bir kere atı evcilleştirip yeryüzüne hız fikrini hediye eden Türklerdir. 

Çelik de bizlerin icadı. Eğeeeer....Bu iki yenilik, yani hız fikri ile çelik ortaya çıkmasaydı, insanlık ne gemi yapabilir, ne de uzaya çıkabilirdi. 

Sakın kendinizi ve kültürünüzü yabana atmayın.Halı da Türk'ün, Türk kadınlarının insanlığa, sanata ve estetiğe armağanıdır... 

Bizler abur cubur kültürlerin değil, koskoca bir medeniyetin sahipleriyiz.

Tıp dünyasının baş alimi, "Avicenna" imzalı kitapları hala Batı fakültelerinde okutulan İbni Sina, yeri doldurulmaz dedelerimizden.

O yüzden..."Biz de kimiz, dünyaya ne ekledik ki?" deyip duran zavallı ve hasta kafalara itibar etmeyiniz. 

Kendi içimizdeki menfilerin hezeyanlarını cahilliklerine veriniz.Ve, dik yürüyünüz...

1999 Osmanlı Devleti'nin 700'ncü kuruluş yılıydı. Bu sebeple Osmanlı'nın haşmetini bir daha ve tekrar tekrar hatırlatmakta fayda var. 

Sadece Birecik tersanelerinde yılda 300 (evet, üç yüz)gemi yapılıyordu. 

Bayramı ve tatil günlerini çıkarın, bu her gün bir gemiyi suya indirmek demektir.

İnanılmaz bir gerçeğe buyurun:Akdeniz'de çarpışıp durduğumuz Venedikliler, Cenevizliler, Malta şövalyeleri, o koca kalyonları, devasa tekneleri kimden alıyordu?

Cevap : Bizlerden. İnsanın kendi medeniyetini küçümsemesi için ya kasıtlı ya da ayıplanacak kadar bilgisiz olması gerekir. 

Bazı yazar çizer takımı işte bu derekelerde zıplayıp duruyor. 

Gerçi derya içredir ama deryayı bilmiyorlar. Sıkı durun!

Çocukları gezdirme vakıfları, çocuklara her hafta meyve yediren vakıflar sadece bizde vardı. 

Hizmetçinin kırdığı eşyayı tazmin eden, dağdaki aç kurtları doyuran vakıflar da bizim güzelliklerimiz.

Dünyada bir eşi yok... 

Var diyenler yalandadır. Çiçeği dillendiren seviye de bizdendir. 

Penceredeki sarı çiçekli saksı, "Bu evde hasta var." demekti. Kırmızı karanfiller, o hanede gelinlik çağda kızlar olduğuna işaretti. 

O sokaktan usulca, küfürsüz, gürültüsüz geçilirdi. 

Gözünüz medeniyet görsün.Ama bu dev buutlu, gökkuşağı sıcaklığında nükteler yazık ki bilinmiyor. 

Osmanlı’nın o kadar uzağındayız ki, 700'ncü yılda eller ayaklar birbirine dolanıyor.

Kutlayamıyoruz bile. 

Kutlar gibi yapıyoruz.
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
E-Mail Bülten Kaydı

Arşiv Arama
- -
Anket
Su içtikten sonra bardağı tekrar temiz bardaklar arasına koyuyor musunuz?
Hayır
Evet

GÜNLÜK BURC YORUMLARI

SON DEPREMLER
depppp
Ege Yazıyor  -  SON DAKİKA HABER İZMİR HABER
© Copyright 2014 Ege Yazıyor. Tüm hakları saklıdır. Bu site Ege Yazıyor tarafından hazırlanmıştır
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA
RÜYA YORUMLARI